| kaan's profileWindows Live alanıPhotosBlogLists | Help |
|
May 21 SEVDALILARIN ÜLKESİ: KIZ KULESİKız Kulesi, sevdaların gün batımında denizle buluştuğu adres.Gözlerinizi kapattığınızda denizden yüzüne esen ılık bir nefes.Yalnızsanız yine size eşlik edecek bir sırdaş belki de ufuktan size fısıldayan bir ses.Şehr-i İstanbul'un yolcularını tüm sırrı ve görkemi ile karşılamak için tuttuğu yüzyıllardır bitmeyen bir nöbet... Salacaktan başlayan bir yolculukla açılır gönlünüz Kız Kulesi'ne doğru...Bildiğiniz herşeyi bir anda unutur onda kaybolur gidersiniz.Boğazın serin sularına damlayan güneşin izlerinde parıldayan bir ışığa dalar yüreğiniz sessizce hayallere dalar özlemle iç geçirirsiniz.Size düşündürdüğü belki yaşadığınız bir aşk ya da geçmişten kalan bir hatıradır o anı sevdiğinizle de paylaşmak isteyebilirsiniz.Siz ona yaklaştıkça büyülenirseniz uzaktaysanız eğer onun yanında olmak istersiniz.Dünyanın en güzel şehrindesiniz ve yaşamakta olduğunuz o anı ölümsüzleştirmek isteyebilirsiniz.Martılar ufka doğru köpük köpük dalgalardan yaklaştıkça anlarsınız İstanbul'da olmanın ayrıcalığını... Kız Kulesi asırlardan beri İstanbul’un simgelerindendir. Ve doğal olarak da bir çok efsane anlatılır hakkında. En bilineni, kulenin zamanın kralının kızına yapıldığını anlatan efsanedir. Efsaneye göre bir kahin zamanın kralına, kızını 18 yaşına geldiğinde bir yılanın sokacağını haber verir. Kızını her şeyden çok seven kral onu korumak için denizin ortasına bir kalecik yaptırmaya karar verir. Ve kızını buraya yerleştirir. Ancak kral kaderin önüne geçemez ve yılan kuleye gönderilen bir üzüm sepetinin içine gizlenerek kralın kızını böylece zehirler. Yine efsaneye göre bugün Ayasofya’da bulunan tabut bu kıza aittir ve üzerindeki delikler de yılanın öldükten sonra bile bu genç kızı rahat bırakmadığını gösterir. Diğer bir efsanede ise (bu efsanenin Çanakkale Boğazında yaşandığı da anlatılır) Hero ve Leandros isimli birbirine aşık iki genç anlatılır. Hero Afrodit’in rahibelerindendir ve görevi Kız Kulesi’ndeki kumruları beslemektir. Bir ilkbaharda kulede yapılan bir şenlikte Hero ve Leandros birbirlerini görürler ve birbirlerine aşık olurlar. O günden sonra her gece gizlice yüzerek kuleye gelen Leandros gizli gizli Hero’yla buluşur. Bunu kıskanan bir rahibe de bir gece kulede yanan feneri söndürür ve Leandros yolunu bulamadığı için boğazın sularında boğulur. Hero için de yaşamın anlamı kalmamıştır ve o da kendini kuleden boğazın sularına bırakır. Ve diğer bir hikaye de Battal Gazi hakkında. Bu hikayede de Battal Gazi’nin burada saklanan ganimetleri elde etmek için kuleye saldırdığı ve kulede bulunan tekfurun kızını da kaçırdığı anlatılır. Ve atıyla Üsküdardan kopuk uçurtma misali süratle ayrıldığı… Hatta atı alan Üsküdarı geçti sözü de buraya atfedilir. KızKulesinin bilinen yapılış amacı ise Bizans zamanında boğazdan geçen gemilerden vergi almaktır. Bu efsaneler mi KızKulesi'ni aşkın, sevginin sembolü yapmıştır yoksa insanlar KızKulesi’ni görüp de bu hikayeleri yakıştırmışlar bilinmez ama Kız Kulesi'nin insanı romantik bir ruh haline soktuğu kesindir. Bu yüzdendir ki KızKulesi'ne gittiğinizde orada bulunan çiftleri imrenerek izler belki de bir evlenme teklifine şahitlik edebilirsiniz.Bir çok genç kızın sevgi dolu hayallerinin mekanıdır Kız Kulesi, beyaz atlı prensi orada etse evlenme teklifini...Ya da hayallerden nicesi yüklenmiştir ona.Bilir Kız Kulesi anlar aşıkların hallerini yüzyıllardır her akşam üstü güneşle sözleşip ufka doğru uzatır yüreğini...Sema şahitlik eder o an orada söylenen her söze gizlenen her sırra yüzyıllardır ve her gün batımında denizin sonsuzluğuna karışır ufukta yankılanan o söz ve kızıla bürünür gökyüzü...Güneş batınca ufuklarda yıldızlara bürünür sema bir başka olur gece Kız Kulesi'nin görüntüsü... Sevda kulesi, özgürlüğün sembolü olur Nazım Hikmetle bir gece vakti...Zifiri bir karanlıkta,denizin kıyısında büyük dedesinin on iki yaşında yüzerek çıktığı bu kuleye anlatır Nazım Hikmet on iki yıllık hapishane hayatını...Eğilir karşısında suya daldırır ellerini ve yere uzanıp seyreyler yıldızları,alemi. Orada verir özgürlüğün cevabını, istediğin tek şey nedir diyen dostlarına... Salacak Plajı'ndan Kız Kulesine yüzmüş ama nöbet tutan askerlerin izin vermemesi nedeniyle adaya çıkamamış biri vardır. Yıllar sonra çıktığı Kız Kulesini, insanlığın gerçek yasalarını şairlerin koyduğu düşüncesiyle "Şiir Cumhuriyeti" ilan eder Sunay Akın. Ve ilk yasa olarak orada Nazım Hikmet'in iki dizesini okur: "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine! Kimine dar gelir Kız Kulesi kimi için özgürlüğün ifadesi,bir aşığın en son dizesi, anlatmakla olmaz yaşayarak hissetmeli sevda kulesi,sır kulesi,şiir cumhuriyetini.... ÇOCUKCA AŞKSeni özlemek geldi içimden Çocukluğumu özler gibi Babamın eve gelişini gözler gibi Sobanın üzerinde kızarmış ekmek Çaydanlıkta tıkırdayan çay İçmek geldi seni içimden Oh çekerek yudum yudum Ağlamak geldi içimden Hüngür hıçkırık çocukça Hiç neden olmasa bile Türlü kaprisler yaparak sana... Karanlıktan korktum da yine Yatağında uyumak istedim Sokulup kedi gibi koynuna Sıcaklığını duymak istedim Haydi evcilik oyna benimle Çamurdan köfteler yap bana Bu yaramaz bebeğine Ninniler söyle dizinde Haydi çocuk gibi davran bana Hiç olmadığım kadar çocukça Çocukluğuma ver bütün bunları Farzet ki - Çocukça aşık olmak geldi içimden... May 19 KARŞILIKSIZ AŞKKARŞILIKSIZ AŞK Delidir yüreği, Kalbi yanık, Sevmişti ah ki ne yazık. Karşılıksızdı aşkı, Zaten beklentisiz sevmişti. Onun hayaliyle yaşadı günlerce, Onu beklerken mutlu oldu, Acı verse de karşılıksız aşkı, O bu yola baş koydu Nafile yansa da aşktı bu... İçten içe ağladı, Göz yaşları aktı yüreğine, Sel olup gitti, Bir hainin kucağına.. Baktığı her yer onun gözleri, Açtığı her kapı onun kalbi, Yürüdüğü her yol, Ona varan amansız çıkmaz Saplandı bi kez, Sürüklendi aşkın acizliğine, Söndürmek istedi içindeki koru, Silmek çıkarmak istedi, İsmini kazıdığı kalbinden Ama nafile, Kalpti bu, Bir yazılan bir daha silinmezdi Zaten o da silememişti.... May 17 Cevabı olmayan sorular sorma kalbim bana..İçimde zavalı ve yalnız bir hayat akıp geçiyor.Anlamsızlık ..Anlamsızlık..Hayattan anladığım sadece bu..Gelenler ..Gelişleriyle mutluluk getirenler , kimi dost kalırlar , kimi aşk kalırlar en çok da kimi unuturlar? Kendilerinimi bende bırakırlar yoksa beni yanlarına alıp mı giderler..? Etimden kopardıkları et midir? Et parçasıysa götürdükleri şu solumdaki koca bir uçurum boşluğuda ne? Kalbimi koparıp almışlar yerinden canımı canımdan eden bu hırsız da kim? İçimde zavallı bir yorgun var diyorumda ..Yok ki içimde benden başka zavallı..Bak işte hak ettiğim yerde olmak bana hakken ..Yerlerdeyim hakmıydı bu? Anlayamadığım dünyanın kiriydi..Şimdi anlayamadıkları benim kirim..Kime dokunsan biraz ben en çokda dokunulan kirlenir..Herkesden bir renk almam lazımdı , almıştımda ..Peki bu siyah lekede kimin ? Benmiyim yoksa senin yüzyıllardan öte sevdiğin…Hayır ..Hayır bu isyan çığlıklarının sahibi yalın çıplak ben değilim..Ben değilim işte gökkuşağının en parlak rengi..Bir yorgun de , bir dilenci say , yada arsız bir yabancı içinde saklanmış bir yabancı say..Ben aradığın , bulduğunu sandığın ömrünü harcadığın değilim.. Dündü her şey..Bugünse uyanılmış bir gün.Dün rüyaların tutsağı ..Bugünse karabasanların korkulu kabusların diyarı..Masal yazacaktık ama gördükki kabus olmuşuz.. Hani dualar vardır hiçbir zaman kabul edilmeyen..Hani bir köpek duası göklerden hiçbirşey yağdırmayacak..Sayki aşk öyleydi , sayki aşk rüyaydı , sayki yaşamadık , say ki yaşadıkta hiçbirşey anlamadık… Hiç kimse bilmeden , kazara düşürülmez..Kim düştüyse cehennem çukurlarına , bile isteye , adım adım düşer üstelik..Kendi çelmesini kendi çeler ayağına , kendi ipini kendi çeker aslında… İçimde bir iç çekişme , içimde sulanmayı bekleyen binlerce günah tohumları , zehrimin adı aşk , zakkumun tadı aşk , yalnızlığın adı aşk , felaketin tadı aşk..Tüm sayılanlara inat , inadımın inadında ..Aşk n saf olanı aramızda..Kandırılmaya en müsait olan , hasrete en namüsait olanda o aslında..Üç harf kadardır dilde ..Kaç ben ağırlığında …Bilinmez ki ? Şimdi satırlar tutsak , yürek kaçak , sevda uzak..Bir virgül boşluğunda , bir yarım nefes alış arasında yaşatılan aşk..Varlığına ömür verilir , yokluğuna ömür verilir…Her yönü başka bir acı , her yönü başka bir tat verir..Çelişkilerdeyim….Aşkta çelişki olmaz deme..Oluyor işte… Sen kadar severmisn beni ? Ben kadar vazgeçermisin senden.Bilmiyorum ..Hiçbirşeyi bilmediğim gibi bunuda bilmiyorum..Belkide kendi içimle bilmediğim bir dille konuşmaya çalışıyorum..Ondan anlamıyor beni kalbim..Kapattı bana kapılarını , algılarını kalbim..Anlamıyorum kalbimin dilini..Anlayamıyorum..İnsan bu kadar yakınını,kendi içini çözemezken , seni nasıl çözebilsin ki? Şimdi diyecek bir şey bulamıyorum , kaçıyorum hayallerimden , nasılsa bugünler de dün olacak..Yaşananlar sadece damakta tat , tende acı olacak..Bir kaç güzel günse vaat edilen …Ömrün kalanı ne olacak…?? Cevabı olmayan sorular sorma kalbim bana.. May 13 Acılara Rağmen Aşktan Vazgeçmeyiz Çünkü Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de… Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk. Ama her şeye rağmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak... O denilince akan sular durur. Ordaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuştuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Şunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan biryerlerinde. Sizi sarıp sarmalar şefkatlice, yumuşacık aşk denen o hoş şey. Mutlu olursunuz. Gözlerinizden duygu akar… Kulaklarınız aşk nameleri arar sürekli. Her saniye hücreleriniz yenileniyormuş gibi hissedersiniz. Çiçekler de bundan nasibini alır tabii. İşte aşk bu ve bizim anlatamayacağımız ve farkına varamayacağımız hislerle doludur. Ha sürekli yediğiniz ve annenizin şikayetçi olduğu tırnaklar da tarih olmuştur. Çünkü aşk insanoğlunun sahip olduğu en güzel armağandır. Her insan aşkla birlikte kendini dünyanın en şeker insanı hisseder. Bu yüzden tüm acılara, çıkmazlara, dolambaçlara rağmen hala o en eski masalı özlemle anıyor ve yaşamaya can atıyoruz… ÖYLESİNE BİR MEKTUP Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine. Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da. Neler yazmışım diye merakımdan. Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende. Can DÜNDAR May 12 AHMET SELÇUK' TANZoruma gideni içime attım bitmesin diye büyü, Yüzüne vurmadan hatalarını seni bağrıma bastım. Kopamadım bile bile içime sinmeden ayrılamadım. Biz kirlendik sanada banada eller dokundu. Azar azar kaybettik birbirimizi. Gitmelerin korkutmuyor artık. Kokunu sök duvarlardan bütün eşyalarını topla, Kapıyı hızlı çarp kararlı olsun yalın ayak kaldı. Bir sevdam daha kederim bana ders olsun. Bu nasıl ayrılık, bu nasıl sevda, Gözlerin kal diyor, dudakların git. Bakışın anahtar sözlerin kilit, Ellerin aç diyor, dudakların git. Gidersem bir daha dönmeyeceğim, Kalırsam kalbime yenileceğim. Çözemedim seni çözemedim delireceğim. Gözlerin kal diyor dudakların git. Ayrılık dönüşü olmayan bir nehir. Yalnızlık yıkılmış bomboş bir şehir. Kaç sevda kül böyle oldu kimbilir. Gözyaşın kal diyor, dudakların git. Duvardan insin mi resimlerimiz. Yabancı olsun mu isimlerimiz. Ya o deli dolu gecelerimiz. Anılar kal diyor, dudakların git. Bu romanda belki biter birazdan Ne aşklar yıkıldı gururdan nazdan. Ağlıyor besteler yine hicazdan. Şarkılar kal diyor, dudakların git Yine yokuşa sürüyorsun herşeyi. Yine kandırıyorsun gönlümü. Ama unutma bu son şansımız. Seni unutmak için son defa özlüyorum... Ahmet Selçuk İlkan BEN SEVERİMBEN SEVERİM YAĞMUR ALTINDA YÜRÜMEYİ, YALIN AYAK ISLAK KUMLARDA DALGALAR EŞLİĞİNDE AKŞAMIN KIZILLIĞINDA MEHTABI SEYRETMEYİ. GÜNEŞİN DOĞUŞUNDA OMUZUNDA UYANMAYI BEN SEVERİM DENİZ KENARINDA TAŞ SEKTİRMEYİ, ISLAK KUMLARDA SOHBET ETMEYİ BEN SEVERİM SEVDİĞİMLE KARANLIKTA ELELE KOŞMAYI, BEN SEVERİM DAĞLARDA SENİ SEVDİĞİMİ HAYKIRMAYI. BEN SEVERİM RÜZGARIN UĞULTUSU EŞLİĞİNDE SANA ŞARKILAR SÖYLEMEYİ, ŞİİRLER OKUMAYI, RENGARENK MUMLAR EŞLİĞİNDE SAHİLDE SANA SARILIP SENİNLE DANS ETMEYİ BEN SEVERİM SENİ YALNIZCA SENİİİİİİİİ..... :():()Solgun baharlardaki mavi yağmurum, Akşam kızıllığında yorgun gölgem, Kış ayazında yaz güneşimsin. Bulutlardaki saklı düşlerim, Her günün sonunda özlediğimsin. Yüzün kadar temizdir kalbin, Hangi sevgi alabilir yerini? Yokluğun yağmura yazı yazmak kadar zor, Sensizlik ölüm kadar acı… Seni DinledimGönül bahçemdeki güllere sordum Çılgın akıp giden sellere sordum Seni getirmeyen yellere sordum Ben her doğan günden seni dilendim Aşkınla küllenmiş aleve döndüm Yalnızla sarhoş deliye döndüm Hasretinle kuru yaprağa döndüm Ben her doğan günden seni dilendim Kıştan sonra gelen bahar gibisin Yazda yeşillenen çiçek gibisin Nisanda çiseleyen yağmur gibisin Ben her doğan günden seni dilendim Eseniyim sen benim tek dileğimsin Ömür boyu çekeceğim çilemsin Ebedi sevgimin tek dileğisin Ben her doğan günden seni dilendim May 09 ÖZLÜYORUM......özlüyoruMM.. GÖZLERİNOkyanuslara benzetirdim o güzel gözlerini Aşkı AşkınLa TanıDıM...Aşkı AşkınLa TanıDıM... Ne yazık ki o yine senin için çarpmaya devam edecek KADERİ VURMUŞTU ZATEN BİR DE BEN VURDUMsorarlarsa sana hiç can yaktın mı diye? bir zamanlar zavallı bir qenç wardı onu yaktım de__ çok mu sewdi derlerse;hiç kimsenin sewemiyeceqi kadar de__ Bir bakışımla bir sözümle üç qünde deqiştiri werdim de__ bekledim bana iyicene baqlanıp aşık olmasını,sonra en zor qünün de terk ettim ortada perişan bıraktım onu de__ Hasret kalmıştı sewilmeye aşkını caresizliqini anlatırdı bana kalemiyle,ölümü bile qöze almıştı benim için,bıkmadan usanmadan beni beklerdi,tek tesellisi qözlerimdi.hayalimle yaşardı.bir sesimle acılarını unutuyordu deee__ KADERİ VURMUŞTU ZATEN BİR DE BEN VURDUM April 24 KIZ KULESİ HİKAYESİÇok eski zamanlarda, Üsküdar sırtlarında, “Aşk ve Güzellik” tanrıçası Aphrodite adına yapılmış büyük ve ünlü bir tapınak vardı. İşte, efsaneye konu olan, güzelliği dillere destan Hero, genç kızların rahibelik yaptığı bu tapınakta, kumrulara bakmakla görevliydi. Her sene, soğuk kış günleri yerini ilkbaharın çiçekli günlerine bıraktığında, tabiatı süsleyen, güzelleştiren tanrıça adına bir bayram yapılırdı. Bu ilkbahar şenliğine çevre şehirlerden, kasabalardan akın akın insanlar gelir, bayram süresince yenilir, içilir, eğlenilir; ümitsiz aşıklar kendilerine aşk vermesi için Aphrodite mâbedinde tanrıçaya yalvarırlardı. İşte güneşin insanın içini ısıttığı, kuşların ötüştüğü, çiçeklerin rengârenk açtığı, denizin kokusunu dört bir yana saldığı bir ilkbahar sabahı, Boğaz’ın öteki yakasında oturan Leandros adlı yakışıklı delikanlı da hayatında ilk kez bu bayrama katılmak üzere tapınağa geldi. Aphrodite onun yakarışlarını duymuş olmalı ki karşısına güzeller güzeli Hero’yu çıkardı. İki genç birbirlerini görür görmez aşık olmuşlardı. Ama aralarında aşılması güç bir engel, ‘deniz’ vardı... Leandros yaşadığı şehre dönmeden önce sevgilisine, aralarındaki denizin aşklarına engel olamayacağını söyledi. Eğer Hero, denizin durgun olduğu gecelerde kulede bir ışık yakarsa, Leandros yüzerek onun yanına gelebilirdi. Gerçekten de yaz boyunca iki sevgili denizin durgun olduğu her gece buluştu. Fakat güz bitti, kış yaklaştı. Ilık esintile yerini lodos ve poyraza bıraktı. Denizin çırpıntıları birbirini izleyen iri dalgalara dönüştü. Bir sabah Hero, Leandros’u uğurlarken artık iki kıyı arasında yüzmenin tehlikeli olacağını söyleyerek sevgilisine bir süre gelmemesi için yalvardı. Leandros istemese de O’na verdiği sözü tuttu. Ama Hero’ya olan özlemi gün geçtikçe büyüyordu. Kederini, acılarını azaltmak için her akşam oturup karşı kıyıyı seyrediyordu. Yine böyle bir akşam kulede yanan ışığı gördü. Sevgilisinin çağırdığını düşünerek kendini dalgaların arasına bırakıverdi. Oysa ışığı yakan Hero değil, iki sevgilinin gizli gizli buluştuğunu farkeden tapınak yöneticilerinden biriydi. Hero’ya kavuşacak olmanın heyecanı içindeki zavallı Leandros, bir yandan azgın dalgalarla boğuşuyor, bir yandan ışığı yitirmemeye çalışıyordu. Tam Üsküdar kıyılarına yaklaşmışken ışık birden söndü. Denizin ortasında acımasız bir karanlığa gömüldü Leandros. Önce rüzgârdan söndüğünü sandığı ışığın yeniden yanmasını bekledi, oysa ışık bir daha yanmadı. Ve Leandros dev dalgaların arasında kayboldu. Hero’ya gelince, ertesi sabah tapınağın altındaki kayalıklarda buldular onu. Zamanla Leandros’un kaybolduğu yerde bir kayalık oluştu. İşte “Kız Kulesi” Leandros’la Hero’nun anısına dikildi. Kim bilir belki ışığı başka aşıkların yolunu aydınlatsın diye!... April 22 SENİ SEVMEYİ YASAKLADIM KENDİMEBir yasaktan ibaretsin kaç zamandır çiğneyemediğim ve adına suç demişim seni düşünmenin, işlemişim şehrin en derinlerine bir çığlık gibi… Zaten sen yasaklamışın kendini bana da benim yasaklarım senin bana yasaklayamadıklarına. Bir yasak özlemine, bir yasak hayaline, bir yasak da düşlerime düşen gözlerine… İşte böyle sarmaş dolaş yasaklarla ulaşabilmek isterken sensizliğe mızmız bir oyunbozan olan yanım kabarır ara sıra, engelleyemediğim kuralsızlığımdan sızar, köreltemediğim merhametimle çakışır, duygusal zaaflarımdan yararlanırsın. Sen de bilirsin özlemlerin yasakları delik deşik ettiğini, bilirsin o oyunbozan yanımın en ayyuka çıktığı zamanları ve uygulayabildiğim en katı yasağın yasaklara koyduğum yasaklar olduğunu. Mesela önünden geçerken senin adını taşıyan bir mağazanın tabelasını gördüğümde seni hatırlamak yerine evden çıkarken kilitleyip kilitlemediğimi unuttuğum sokak kapısını düşünmek ya da göz göze oturduğumuz bir yol üstü çay bahçesinde sensizliğe değil de tuttuğum takımımın hafta sonu oynadığı maçta yediği gole sitem etmek. Akşamları tok karnına aldığım iki tablet "sen" yerine yeni bir aşkı antibiyotik niyetine yutmak gelirken içimden yasaklarımı anımsıyorum birden, öyle ya en öncelikli yasağımı sevdalara koymuştum ben. Bir yasaktan ibaretsin kaç zamandır delemediğim ve adına suç demişim en kuytu köşelerde hayalinle sevişmelerin. Zaten sen bütünüyle yasaksın bana da, benim yasaklarım senin sınırını aşanlara. Bir yasak sen kokan nefesime, bir yasak seni anan dudaklarıma, bir yasak da tüm tonlarında yansıdığın gözlerime. Zor oluyor biliyorum, bir kibrit kutusu büyüklüğünde ki beyaz peynir ve iki adet iri zeytinle uygulanan diyet gibi bir şey bu ve sen yetmişinde ki bir ihtiyarın düşmanı olan kolesterol ile bir alkoliğe men edilen şarap gibisin artık. Yasak seni sevmek, yasak düşünmek, yasak ismini anmak ve düşlerime düşmemen için uykuya dalmak. Bu şehir de tek başına yürümek sensizliğe, kaldırımlarına yasak, sokaklarına yasak, denizine yasak… Kararlıyım hiç olmadığı kadar, ya sen yasaksın bu şehir ile bana, ya bu şehir ile bu can bana yasak!…..
April 16 Her Zaman AşkAşk anlık bir şey. Herkes herkese aşık olabilir. Önlenemeyen sarsıntıdır aşk. Zaten önlenemiyorsa aşktır en çok. Engellenemiyorsa... kaçamıyorsan... kendini tamamen unutabşliyorsan... Aşk anlık bir şey...Bir an,insanın içindeki o dev duvardaki,kritik bir taşın hareketi...Yıkılması aslında çok güç ve hatta neredeyse olanaksız o duvar,titremeye,zaman zaman tüm ağırlığını hissettirerek sallanmaya başlar. Bunun ürettiği korkuya bağlı bir duyarlık... Aşk işte... Bu yüzden aslında herkes herkese aşık olabilir...Giderek,belki de aslında herkes herkese aşıktır da,bunu bilmez... O taşın hareketidir bunu anımsatan... Bu yüzden bitti denen aşklarda bile en acılı duygu anımsayışlardır... Aşk anımsamaktır Ve elbette fark etmek. Neyi mi? Tam o an,oduvarı sarsan neyse;bir bakış,bir duruş,bir söz,susuş... Her şeyi anınsayanlarınve yaşadıklarını hissederek yaşayanların çektiği nevrotik sancının sebebi,çokca bu değil mi? Çünkü ilk neden ,özünde önemsizdir. Çünkü;"neden"herşey olabilir... Her şey... Nedenlerin genellikle önemsiz olması,hayatımızı oluşyoran süreçte,aşk dışında şeyler için de elbette geçerli... İşte bu nedensizlik yada önemsiz nedenlerin başlattığı o önlenemeyen sarsıntıdır aşk... Zaten önlenemiyorsa aşktır en çok... Engellenemiyorsa Kaşamıyorsan... Ve ferk ettiysen... Bilinmeyen bir duruma dair saptama yapmak anlamlımı bilmiyorum... Ama o fark vardır... O kadın artık bütün diğer kadınlardan,o adam diğer bütün adamlardan farklıdır. O an "hep"tir... Olan bitan "hep",o anda olup biter... Cinayetler,aldatış yada kaçışlar,hep o an ve hep o an içindir. O anı sonsuz kılmak çabasımı,unutamayacak olmanın yarattığı bir cinnet mi? Ne fark eder? Öyledir ve artık hep öyle kalacaktır. Farkların giderek artması,ölçüsü tutulamayan ve hızla derinleşen bir tutkı ve önceden dünyaya yansıttığın acımasızlığın bir yansıması olarak,kendine ve aşık olunana kişiye dönüşür. Her şey ona dönüşür... O,her şeydir... O zaman aşktır ve mutluluk veren acı çektiren ve acı çeken,özlenen ve özleyen,giderek söylenen ve söyleyen,birbirine karışır: Bir olur... Kendini aynada görmesen ve kendi sesini duymasan,eskiden bir "kendin" olduğunu bile anımsayabilirsin... Unutabilirsin... Ve unutmak... Elbette aşkı yok sayabilmek için gereken en büyük,en gerekli yalandır. "Unuttum" yalanı olmasa varoluşun tehlikeye girer... Unutuğuna inanmak zorundasın. Ve tüm inançlar gibi,kendisi için ne gerekiyorsa doğrusu odur... Unutmak;ilaçtır. "Bir aşkı;ancak,bir başka aşkla yok edebilirsin" demişti birileri. Tabutuna çaktığın yeni bir çividir her aşk... Elbette mezarının görkemi,çivilerin çokluğuyla değil,hala o tabutu parçalamaktan korumalarıyla güçlenecek... Aşk...Mümkündür... Ve ben aşığım... Ötekileri unuttum... April 15 AŞKNe zaman kimi vuracağını asla bilemezsiniz. Gece yarısı aniden, dipten yükselen coskulu bir dalga gibi kabarır içinizde. Toprak ayağınızın altından kayiyor gibi olur ve en hazırlıksız oldugunuz anda bütün şiddetiyle vurur. Sarsılır, neye ugradığınızı şaşırırsınız. Heyecan,korku, kararsızlık, cesaret, acı, öfke,hüzün,merhamet,şiddet kaplar bir anda dunyanızı. Eş dost yardıma koşsa da kolay toparlanamazsın. Bittiğinde ağır bir enkaz bırakır geride. Daha kötüsü, "tamamen bitti" sandığınız sarsıntı,hafif bir şiddette artcı soklar halinde yıllarca sürebilir. Kalbinizdeki kırık hat ara sıra yoklar yeniden... SEVMEKSEVMEK bulutların üzerinde gezinmek SEVMEK yeryüzünde sürünmek SEVMEK yetti artık dememek SEVMEK yorulmak, usanmak nedir Bilmemektir... PAPATYA FALIGünlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini yaşama açtı. Doğal içgüdüleriyle hemen beslenmeye başladı. Ne bulursa yedi. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başladı. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıktı.Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başladı. Dağlar tepeler aştı, ormanın her yerini dolaştı. Derken rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye geldi.
Çevresine şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya gördü. İçinden "Ne muhteşem bir çiçek " diye geçirdi. Zaman kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında aldı soluğu. Merhaba" dedi papatyaya, "Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim. "Nazlı papatya şöyle bir baktı konuğuna ve "Merhaba " dedi, "Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."Kelebek ona yaşam öyküsünü, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlattı. Papatya da ona kendinden söz etti. Gece olunca birlikte yıldızları ve ateşböceklerinin danslarını seyrettiler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korudu. Minik kelebek papatyayı çok sevdi. O kadar çok sevdi ki, bir türlü onun yanından ayrılamadı. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyordu. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyemedi bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korktu. Papatya da kelebeği çok sevdi ama o da bir türlü söyleyemedi sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korktu. Böylece saatler saatleri kovaladı. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya döndü ve " Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek " dedi. Papatya buna bir anlam veremedi ve " Neden? " diye sordu. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun? " " Hayır " dedi kelebek. "Sen benim yaşamıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü yalnızca üç gündür ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin ölmediği bir yere gitmeliyim. " Papatya bu duruma çok üzüldü ama yapacak bir şey yoktu. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir çabayla papatyaya "Seni seviyorum"diyebildi ancak. Papatya donakaldı. Yalnızca "Ben de..." diyebildi kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğuldu. İçinden" Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim " diye geçirdi. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamadı. Bir süre sonra yaprakları önce soldu, sonra da dökülmeye başladı. Her düşen yaprakta papatya, içinden "Seviyormuş" diye geçirdi. İşte o günden bu yana, bunu bilen âşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sordu. "Seviyor mu, sevmiyor mu?" diye... HANİ KARDELEN GÖĞE AŞIK OLUR DA KARLAR ARASINDAN BAŞINI KALDIRIR YA;YÜREĞİM DER Kİ SANA: "YÜREĞİNDE KARDELEN KADAR CESARET YOKSA SAKIN AŞIK OLMA..." |
|
|