| kaan's profileWindows Live alanıPhotosBlogLists | Help |
|
April 24 KIZ KULESİ HİKAYESİÇok eski zamanlarda, Üsküdar sırtlarında, “Aşk ve Güzellik” tanrıçası Aphrodite adına yapılmış büyük ve ünlü bir tapınak vardı. İşte, efsaneye konu olan, güzelliği dillere destan Hero, genç kızların rahibelik yaptığı bu tapınakta, kumrulara bakmakla görevliydi. Her sene, soğuk kış günleri yerini ilkbaharın çiçekli günlerine bıraktığında, tabiatı süsleyen, güzelleştiren tanrıça adına bir bayram yapılırdı. Bu ilkbahar şenliğine çevre şehirlerden, kasabalardan akın akın insanlar gelir, bayram süresince yenilir, içilir, eğlenilir; ümitsiz aşıklar kendilerine aşk vermesi için Aphrodite mâbedinde tanrıçaya yalvarırlardı. İşte güneşin insanın içini ısıttığı, kuşların ötüştüğü, çiçeklerin rengârenk açtığı, denizin kokusunu dört bir yana saldığı bir ilkbahar sabahı, Boğaz’ın öteki yakasında oturan Leandros adlı yakışıklı delikanlı da hayatında ilk kez bu bayrama katılmak üzere tapınağa geldi. Aphrodite onun yakarışlarını duymuş olmalı ki karşısına güzeller güzeli Hero’yu çıkardı. İki genç birbirlerini görür görmez aşık olmuşlardı. Ama aralarında aşılması güç bir engel, ‘deniz’ vardı... Leandros yaşadığı şehre dönmeden önce sevgilisine, aralarındaki denizin aşklarına engel olamayacağını söyledi. Eğer Hero, denizin durgun olduğu gecelerde kulede bir ışık yakarsa, Leandros yüzerek onun yanına gelebilirdi. Gerçekten de yaz boyunca iki sevgili denizin durgun olduğu her gece buluştu. Fakat güz bitti, kış yaklaştı. Ilık esintile yerini lodos ve poyraza bıraktı. Denizin çırpıntıları birbirini izleyen iri dalgalara dönüştü. Bir sabah Hero, Leandros’u uğurlarken artık iki kıyı arasında yüzmenin tehlikeli olacağını söyleyerek sevgilisine bir süre gelmemesi için yalvardı. Leandros istemese de O’na verdiği sözü tuttu. Ama Hero’ya olan özlemi gün geçtikçe büyüyordu. Kederini, acılarını azaltmak için her akşam oturup karşı kıyıyı seyrediyordu. Yine böyle bir akşam kulede yanan ışığı gördü. Sevgilisinin çağırdığını düşünerek kendini dalgaların arasına bırakıverdi. Oysa ışığı yakan Hero değil, iki sevgilinin gizli gizli buluştuğunu farkeden tapınak yöneticilerinden biriydi. Hero’ya kavuşacak olmanın heyecanı içindeki zavallı Leandros, bir yandan azgın dalgalarla boğuşuyor, bir yandan ışığı yitirmemeye çalışıyordu. Tam Üsküdar kıyılarına yaklaşmışken ışık birden söndü. Denizin ortasında acımasız bir karanlığa gömüldü Leandros. Önce rüzgârdan söndüğünü sandığı ışığın yeniden yanmasını bekledi, oysa ışık bir daha yanmadı. Ve Leandros dev dalgaların arasında kayboldu. Hero’ya gelince, ertesi sabah tapınağın altındaki kayalıklarda buldular onu. Zamanla Leandros’un kaybolduğu yerde bir kayalık oluştu. İşte “Kız Kulesi” Leandros’la Hero’nun anısına dikildi. Kim bilir belki ışığı başka aşıkların yolunu aydınlatsın diye!... April 22 SENİ SEVMEYİ YASAKLADIM KENDİMEBir yasaktan ibaretsin kaç zamandır çiğneyemediğim ve adına suç demişim seni düşünmenin, işlemişim şehrin en derinlerine bir çığlık gibi… Zaten sen yasaklamışın kendini bana da benim yasaklarım senin bana yasaklayamadıklarına. Bir yasak özlemine, bir yasak hayaline, bir yasak da düşlerime düşen gözlerine… İşte böyle sarmaş dolaş yasaklarla ulaşabilmek isterken sensizliğe mızmız bir oyunbozan olan yanım kabarır ara sıra, engelleyemediğim kuralsızlığımdan sızar, köreltemediğim merhametimle çakışır, duygusal zaaflarımdan yararlanırsın. Sen de bilirsin özlemlerin yasakları delik deşik ettiğini, bilirsin o oyunbozan yanımın en ayyuka çıktığı zamanları ve uygulayabildiğim en katı yasağın yasaklara koyduğum yasaklar olduğunu. Mesela önünden geçerken senin adını taşıyan bir mağazanın tabelasını gördüğümde seni hatırlamak yerine evden çıkarken kilitleyip kilitlemediğimi unuttuğum sokak kapısını düşünmek ya da göz göze oturduğumuz bir yol üstü çay bahçesinde sensizliğe değil de tuttuğum takımımın hafta sonu oynadığı maçta yediği gole sitem etmek. Akşamları tok karnına aldığım iki tablet "sen" yerine yeni bir aşkı antibiyotik niyetine yutmak gelirken içimden yasaklarımı anımsıyorum birden, öyle ya en öncelikli yasağımı sevdalara koymuştum ben. Bir yasaktan ibaretsin kaç zamandır delemediğim ve adına suç demişim en kuytu köşelerde hayalinle sevişmelerin. Zaten sen bütünüyle yasaksın bana da, benim yasaklarım senin sınırını aşanlara. Bir yasak sen kokan nefesime, bir yasak seni anan dudaklarıma, bir yasak da tüm tonlarında yansıdığın gözlerime. Zor oluyor biliyorum, bir kibrit kutusu büyüklüğünde ki beyaz peynir ve iki adet iri zeytinle uygulanan diyet gibi bir şey bu ve sen yetmişinde ki bir ihtiyarın düşmanı olan kolesterol ile bir alkoliğe men edilen şarap gibisin artık. Yasak seni sevmek, yasak düşünmek, yasak ismini anmak ve düşlerime düşmemen için uykuya dalmak. Bu şehir de tek başına yürümek sensizliğe, kaldırımlarına yasak, sokaklarına yasak, denizine yasak… Kararlıyım hiç olmadığı kadar, ya sen yasaksın bu şehir ile bana, ya bu şehir ile bu can bana yasak!…..
April 16 Her Zaman AşkAşk anlık bir şey. Herkes herkese aşık olabilir. Önlenemeyen sarsıntıdır aşk. Zaten önlenemiyorsa aşktır en çok. Engellenemiyorsa... kaçamıyorsan... kendini tamamen unutabşliyorsan... Aşk anlık bir şey...Bir an,insanın içindeki o dev duvardaki,kritik bir taşın hareketi...Yıkılması aslında çok güç ve hatta neredeyse olanaksız o duvar,titremeye,zaman zaman tüm ağırlığını hissettirerek sallanmaya başlar. Bunun ürettiği korkuya bağlı bir duyarlık... Aşk işte... Bu yüzden aslında herkes herkese aşık olabilir...Giderek,belki de aslında herkes herkese aşıktır da,bunu bilmez... O taşın hareketidir bunu anımsatan... Bu yüzden bitti denen aşklarda bile en acılı duygu anımsayışlardır... Aşk anımsamaktır Ve elbette fark etmek. Neyi mi? Tam o an,oduvarı sarsan neyse;bir bakış,bir duruş,bir söz,susuş... Her şeyi anınsayanlarınve yaşadıklarını hissederek yaşayanların çektiği nevrotik sancının sebebi,çokca bu değil mi? Çünkü ilk neden ,özünde önemsizdir. Çünkü;"neden"herşey olabilir... Her şey... Nedenlerin genellikle önemsiz olması,hayatımızı oluşyoran süreçte,aşk dışında şeyler için de elbette geçerli... İşte bu nedensizlik yada önemsiz nedenlerin başlattığı o önlenemeyen sarsıntıdır aşk... Zaten önlenemiyorsa aşktır en çok... Engellenemiyorsa Kaşamıyorsan... Ve ferk ettiysen... Bilinmeyen bir duruma dair saptama yapmak anlamlımı bilmiyorum... Ama o fark vardır... O kadın artık bütün diğer kadınlardan,o adam diğer bütün adamlardan farklıdır. O an "hep"tir... Olan bitan "hep",o anda olup biter... Cinayetler,aldatış yada kaçışlar,hep o an ve hep o an içindir. O anı sonsuz kılmak çabasımı,unutamayacak olmanın yarattığı bir cinnet mi? Ne fark eder? Öyledir ve artık hep öyle kalacaktır. Farkların giderek artması,ölçüsü tutulamayan ve hızla derinleşen bir tutkı ve önceden dünyaya yansıttığın acımasızlığın bir yansıması olarak,kendine ve aşık olunana kişiye dönüşür. Her şey ona dönüşür... O,her şeydir... O zaman aşktır ve mutluluk veren acı çektiren ve acı çeken,özlenen ve özleyen,giderek söylenen ve söyleyen,birbirine karışır: Bir olur... Kendini aynada görmesen ve kendi sesini duymasan,eskiden bir "kendin" olduğunu bile anımsayabilirsin... Unutabilirsin... Ve unutmak... Elbette aşkı yok sayabilmek için gereken en büyük,en gerekli yalandır. "Unuttum" yalanı olmasa varoluşun tehlikeye girer... Unutuğuna inanmak zorundasın. Ve tüm inançlar gibi,kendisi için ne gerekiyorsa doğrusu odur... Unutmak;ilaçtır. "Bir aşkı;ancak,bir başka aşkla yok edebilirsin" demişti birileri. Tabutuna çaktığın yeni bir çividir her aşk... Elbette mezarının görkemi,çivilerin çokluğuyla değil,hala o tabutu parçalamaktan korumalarıyla güçlenecek... Aşk...Mümkündür... Ve ben aşığım... Ötekileri unuttum... April 15 AŞKNe zaman kimi vuracağını asla bilemezsiniz. Gece yarısı aniden, dipten yükselen coskulu bir dalga gibi kabarır içinizde. Toprak ayağınızın altından kayiyor gibi olur ve en hazırlıksız oldugunuz anda bütün şiddetiyle vurur. Sarsılır, neye ugradığınızı şaşırırsınız. Heyecan,korku, kararsızlık, cesaret, acı, öfke,hüzün,merhamet,şiddet kaplar bir anda dunyanızı. Eş dost yardıma koşsa da kolay toparlanamazsın. Bittiğinde ağır bir enkaz bırakır geride. Daha kötüsü, "tamamen bitti" sandığınız sarsıntı,hafif bir şiddette artcı soklar halinde yıllarca sürebilir. Kalbinizdeki kırık hat ara sıra yoklar yeniden... SEVMEKSEVMEK bulutların üzerinde gezinmek SEVMEK yeryüzünde sürünmek SEVMEK yetti artık dememek SEVMEK yorulmak, usanmak nedir Bilmemektir... PAPATYA FALIGünlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini yaşama açtı. Doğal içgüdüleriyle hemen beslenmeye başladı. Ne bulursa yedi. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başladı. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıktı.Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başladı. Dağlar tepeler aştı, ormanın her yerini dolaştı. Derken rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye geldi.
Çevresine şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya gördü. İçinden "Ne muhteşem bir çiçek " diye geçirdi. Zaman kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında aldı soluğu. Merhaba" dedi papatyaya, "Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim. "Nazlı papatya şöyle bir baktı konuğuna ve "Merhaba " dedi, "Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."Kelebek ona yaşam öyküsünü, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlattı. Papatya da ona kendinden söz etti. Gece olunca birlikte yıldızları ve ateşböceklerinin danslarını seyrettiler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korudu. Minik kelebek papatyayı çok sevdi. O kadar çok sevdi ki, bir türlü onun yanından ayrılamadı. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyordu. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyemedi bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korktu. Papatya da kelebeği çok sevdi ama o da bir türlü söyleyemedi sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korktu. Böylece saatler saatleri kovaladı. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya döndü ve " Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek " dedi. Papatya buna bir anlam veremedi ve " Neden? " diye sordu. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun? " " Hayır " dedi kelebek. "Sen benim yaşamıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü yalnızca üç gündür ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin ölmediği bir yere gitmeliyim. " Papatya bu duruma çok üzüldü ama yapacak bir şey yoktu. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir çabayla papatyaya "Seni seviyorum"diyebildi ancak. Papatya donakaldı. Yalnızca "Ben de..." diyebildi kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğuldu. İçinden" Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim " diye geçirdi. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamadı. Bir süre sonra yaprakları önce soldu, sonra da dökülmeye başladı. Her düşen yaprakta papatya, içinden "Seviyormuş" diye geçirdi. İşte o günden bu yana, bunu bilen âşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sordu. "Seviyor mu, sevmiyor mu?" diye... HANİ KARDELEN GÖĞE AŞIK OLUR DA KARLAR ARASINDAN BAŞINI KALDIRIR YA;YÜREĞİM DER Kİ SANA: "YÜREĞİNDE KARDELEN KADAR CESARET YOKSA SAKIN AŞIK OLMA..." April 12 ÖZLEMLER GÜNBATIMINDA BAŞLARGünbatımında başlar özlemler. El ayak çekilmeye başlayınca bu yalancı kentten, kalırsın baş başa bir sen, bir yalnızlığın, birde özlemlerin… Ellerin üşümeye başlar yoksa sevgilin yanında… En büyük özlem de onadır ya Kendini hep yarım hep eksik hissedersin. Duvarlar üstüne gelir Onun yokluğunda. Yaktığın sigara bile senin gibidir biraz acı biraz kederli yanar. BEKLENTİSZ SEVMEK
İNSANIN EŞİ OLMALIİnsanın eşi olmalı, bakarken yüreğinin kabardığı, gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı…aşık olduğu bir eşi olmalı! SENİ YAŞAMAK (ŞİİR)Seni her özlediğimde sevgilim, GÖZLERİNGözlerin, yağmur gözlerin... Katil, dikenli tel, karabasan gözlerin... Ürkek, ağlamaklı ve kaçak gözlerin... Bana yasak gözlerin... Büyülü, korkunç giz dolu gözlerin... Buğulu gözlerin; düşgücüm, özgürlüğüm... Gözlerin ölümüm ve gözlerin için adam öldürürüm!!! Gözlerin olmasa her gece üşürüm... Toprak mı renk verdi gözlerine yoksa yosun mu diye sormak çok anlamsız. Çünkü toprak da yosun da hırsız... |
|
|