kaan's profileWindows Live alanıPhotosBlogLists Tools Help

Blog


    April 24

    KIZ KULESİ HİKAYESİ

    Çok eski zamanlarda, Üsküdar sırtlarında, “Aşk ve Güzellik” tanrıçası Aphrodite adına yapılmış büyük ve ünlü bir tapınak vardı. İşte, efsaneye konu olan, güzelliği dillere destan Hero, genç kızların rahibelik yaptığı bu tapınakta, kumrulara bakmakla görevliydi. Her sene, soğuk kış günleri yerini ilkbaharın çiçekli günlerine bıraktığında, tabiatı süsleyen, güzelleştiren tanrıça adına bir bayram yapılırdı. Bu ilkbahar şenliğine çevre şehirlerden, kasabalardan akın akın insanlar gelir, bayram süresince yenilir, içilir, eğlenilir; ümitsiz aşıklar kendilerine aşk vermesi için Aphrodite mâbedinde tanrıçaya yalvarırlardı. İşte güneşin insanın içini ısıttığı, kuşların ötüştüğü, çiçeklerin rengârenk açtığı, denizin kokusunu dört bir yana saldığı bir ilkbahar sabahı, Boğaz’ın öteki yakasında oturan Leandros adlı yakışıklı delikanlı da hayatında ilk kez bu bayrama katılmak üzere tapınağa geldi. Aphrodite onun yakarışlarını duymuş olmalı ki karşısına güzeller güzeli Hero’yu çıkardı. İki genç birbirlerini görür görmez aşık olmuşlardı. Ama aralarında aşılması güç bir engel, ‘deniz’ vardı...

    Leandros yaşadığı şehre dönmeden önce sevgilisine, aralarındaki denizin aşklarına engel olamayacağını söyledi. Eğer Hero, denizin durgun olduğu gecelerde kulede bir ışık yakarsa, Leandros yüzerek onun yanına gelebilirdi. Gerçekten de yaz boyunca iki sevgili denizin durgun olduğu her gece buluştu. Fakat güz bitti, kış yaklaştı. Ilık esintile yerini lodos ve poyraza bıraktı. Denizin çırpıntıları birbirini izleyen iri dalgalara dönüştü. Bir sabah Hero, Leandros’u uğurlarken artık iki kıyı arasında yüzmenin tehlikeli olacağını söyleyerek sevgilisine bir süre gelmemesi için yalvardı. Leandros istemese de O’na verdiği sözü tuttu. Ama Hero’ya olan özlemi gün geçtikçe büyüyordu. Kederini, acılarını azaltmak için her akşam oturup karşı kıyıyı seyrediyordu. Yine böyle bir akşam kulede yanan ışığı gördü. Sevgilisinin çağırdığını düşünerek kendini dalgaların arasına bırakıverdi. Oysa ışığı yakan Hero değil, iki sevgilinin gizli gizli buluştuğunu farkeden tapınak yöneticilerinden biriydi. Hero’ya kavuşacak olmanın heyecanı içindeki zavallı Leandros, bir yandan azgın dalgalarla boğuşuyor, bir yandan ışığı yitirmemeye çalışıyordu. Tam Üsküdar kıyılarına yaklaşmışken ışık birden söndü. Denizin ortasında acımasız bir karanlığa gömüldü Leandros. Önce rüzgârdan söndüğünü sandığı ışığın yeniden yanmasını bekledi, oysa ışık bir daha yanmadı. Ve Leandros dev dalgaların arasında kayboldu. Hero’ya gelince, ertesi sabah tapınağın altındaki kayalıklarda buldular onu. Zamanla Leandros’un kaybolduğu yerde bir kayalık oluştu. İşte “Kız Kulesi” Leandros’la Hero’nun anısına dikildi.

    Kim bilir belki ışığı başka aşıkların yolunu aydınlatsın diye!...

    April 22

    SENİ SEVMEYİ YASAKLADIM KENDİME

    Bir yasaktan ibaretsin kaç zamandır çiğneyemediğim ve adına suç demişim seni düşünmenin, işlemişim şehrin en derinlerine bir çığlık gibi… Zaten sen yasaklamışın kendini bana da benim yasaklarım senin bana yasaklayamadıklarına. Bir yasak özlemine, bir yasak hayaline, bir yasak da düşlerime düşen gözlerine…

    İşte böyle sarmaş dolaş yasaklarla ulaşabilmek isterken sensizliğe mızmız bir oyunbozan olan yanım kabarır ara sıra, engelleyemediğim kuralsızlığımdan sızar, köreltemediğim merhametimle çakışır, duygusal zaaflarımdan yararlanırsın. Sen de bilirsin özlemlerin yasakları delik deşik ettiğini, bilirsin o oyunbozan yanımın en ayyuka çıktığı zamanları ve uygulayabildiğim en katı yasağın yasaklara koyduğum yasaklar olduğunu.

    Mesela önünden geçerken senin adını taşıyan bir mağazanın tabelasını gördüğümde seni hatırlamak yerine evden çıkarken kilitleyip kilitlemediğimi unuttuğum sokak kapısını düşünmek ya da göz göze oturduğumuz bir yol üstü çay bahçesinde sensizliğe değil de tuttuğum takımımın hafta sonu oynadığı maçta yediği gole sitem etmek.

    Akşamları tok karnına aldığım iki tablet "sen" yerine yeni bir aşkı antibiyotik niyetine yutmak gelirken içimden yasaklarımı anımsıyorum birden, öyle ya en öncelikli yasağımı sevdalara koymuştum ben.

    Bir yasaktan ibaretsin kaç zamandır delemediğim ve adına suç demişim en kuytu köşelerde hayalinle sevişmelerin. Zaten sen bütünüyle yasaksın bana da, benim yasaklarım senin sınırını aşanlara. Bir yasak sen kokan nefesime, bir yasak seni anan dudaklarıma, bir yasak da tüm tonlarında yansıdığın gözlerime.

    Zor oluyor biliyorum, bir kibrit kutusu büyüklüğünde ki beyaz peynir ve iki adet iri zeytinle uygulanan diyet gibi bir şey bu ve sen yetmişinde ki bir ihtiyarın düşmanı olan kolesterol ile bir alkoliğe men edilen şarap gibisin artık.

    Yasak seni sevmek, yasak düşünmek, yasak ismini anmak ve düşlerime düşmemen için uykuya dalmak. Bu şehir de tek başına yürümek sensizliğe, kaldırımlarına yasak, sokaklarına yasak, denizine yasak… Kararlıyım hiç olmadığı kadar, ya sen yasaksın bu şehir ile bana, ya bu şehir ile bu can bana yasak!…..

     

    April 16

    Her Zaman Aşk

    Aşk anlık bir şey. Herkes herkese aşık olabilir. Önlenemeyen sarsıntıdır aşk. Zaten önlenemiyorsa aşktır en çok. Engellenemiyorsa... kaçamıyorsan... kendini tamamen unutabşliyorsan...

    Aşk anlık bir şey...Bir an,insanın içindeki o dev duvardaki,kritik bir taşın hareketi...Yıkılması aslında çok güç ve hatta neredeyse olanaksız o duvar,titremeye,zaman zaman tüm ağırlığını hissettirerek sallanmaya başlar.
    Bunun ürettiği korkuya bağlı bir duyarlık...
    Aşk işte...

    Bu yüzden aslında herkes herkese aşık olabilir...Giderek,belki de aslında herkes herkese aşıktır da,bunu bilmez...
    O taşın hareketidir bunu anımsatan...
    Bu yüzden bitti denen aşklarda bile en acılı duygu anımsayışlardır...
    Aşk anımsamaktır
    Ve elbette fark etmek.
    Neyi mi?
    Tam o an,oduvarı sarsan neyse;bir bakış,bir duruş,bir söz,susuş...

    Her şeyi anınsayanlarınve yaşadıklarını hissederek yaşayanların çektiği nevrotik sancının sebebi,çokca bu değil mi?
    Çünkü ilk neden ,özünde önemsizdir.
    Çünkü;"neden"herşey olabilir...
    Her şey...

    Nedenlerin genellikle önemsiz olması,hayatımızı oluşyoran süreçte,aşk dışında şeyler için de elbette geçerli...
    İşte bu nedensizlik yada önemsiz nedenlerin başlattığı o önlenemeyen sarsıntıdır aşk...
    Zaten önlenemiyorsa aşktır en çok...
    Engellenemiyorsa
    Kaşamıyorsan...
    Ve ferk ettiysen...
    Bilinmeyen bir duruma dair saptama yapmak anlamlımı bilmiyorum...
    Ama o fark vardır...
    O kadın artık bütün diğer kadınlardan,o adam diğer bütün adamlardan farklıdır.
    O an "hep"tir...
    Olan bitan "hep",o anda olup biter...
    Cinayetler,aldatış yada kaçışlar,hep o an ve hep o an içindir.
    O anı sonsuz kılmak çabasımı,unutamayacak olmanın yarattığı bir cinnet mi?
    Ne fark eder?
    Öyledir ve artık hep öyle kalacaktır.
    Farkların giderek artması,ölçüsü tutulamayan ve hızla derinleşen bir tutkı ve önceden dünyaya yansıttığın acımasızlığın bir yansıması olarak,kendine ve aşık olunana kişiye dönüşür.
    Her şey ona dönüşür...
    O,her şeydir...
    O zaman aşktır ve mutluluk veren acı çektiren ve acı çeken,özlenen ve özleyen,giderek söylenen ve söyleyen,birbirine karışır:
    Bir olur...

    Kendini aynada görmesen ve kendi sesini duymasan,eskiden bir "kendin" olduğunu bile anımsayabilirsin...
    Unutabilirsin...
    Ve unutmak...
    Elbette aşkı yok sayabilmek için gereken en büyük,en gerekli yalandır.
    "Unuttum" yalanı olmasa varoluşun tehlikeye girer...
    Unutuğuna inanmak zorundasın.
    Ve tüm inançlar gibi,kendisi için ne gerekiyorsa doğrusu odur...
    Unutmak;ilaçtır.
    "Bir aşkı;ancak,bir başka aşkla yok edebilirsin" demişti birileri.
    Tabutuna çaktığın yeni bir çividir her aşk...
    Elbette mezarının görkemi,çivilerin çokluğuyla değil,hala o tabutu parçalamaktan korumalarıyla güçlenecek...
    Aşk...Mümkündür...
    Ve ben aşığım...
    Ötekileri unuttum...
    April 15

    AŞK

    Ne zaman kimi vuracağını asla bilemezsiniz.

    Gece yarısı aniden, dipten yükselen coskulu bir dalga gibi kabarır içinizde.

    Toprak ayağınızın altından kayiyor gibi olur ve en hazırlıksız oldugunuz anda bütün şiddetiyle vurur.

    Sarsılır, neye ugradığınızı şaşırırsınız.

    Heyecan,korku, kararsızlık, cesaret, acı, öfke,hüzün,merhamet,şiddet kaplar bir anda dunyanızı.

    Eş dost yardıma koşsa da kolay toparlanamazsın. Bittiğinde ağır bir enkaz bırakır geride.

    Daha kötüsü, "tamamen bitti" sandığınız sarsıntı,hafif bir şiddette artcı soklar halinde yıllarca sürebilir.

    Kalbinizdeki kırık hat ara sıra yoklar yeniden...

    SEVMEK

    SEVMEK bulutların üzerinde gezinmek

    SEVMEK yeryüzünde sürünmek

    SEVMEK yetti artık dememek

    SEVMEK yorulmak, usanmak nedir

    Bilmemektir...

    PAPATYA FALI

    Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini yaşama açtı. Doğal içgüdüleriyle hemen beslenmeye başladı. Ne bulursa yedi. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başladı. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıktı.Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başladı. Dağlar tepeler aştı, ormanın her yerini dolaştı. Derken rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye geldi.

    Çevresine şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya gördü. İçinden "Ne muhteşem bir çiçek " diye geçirdi. Zaman kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında aldı soluğu.
    Merhaba" dedi papatyaya, "Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim. "Nazlı papatya şöyle bir baktı konuğuna ve "Merhaba " dedi, "Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."Kelebek ona yaşam öyküsünü, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlattı. Papatya da ona kendinden söz etti. Gece olunca birlikte yıldızları ve ateşböceklerinin danslarını seyrettiler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korudu. Minik kelebek papatyayı çok sevdi. O kadar çok sevdi ki, bir türlü onun yanından ayrılamadı. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyordu. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyemedi bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korktu. Papatya da kelebeği çok sevdi ama o da bir türlü söyleyemedi sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korktu. Böylece saatler saatleri kovaladı. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya döndü ve " Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek " dedi. Papatya buna bir anlam veremedi ve " Neden? " diye sordu. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun? " " Hayır " dedi kelebek. "Sen benim yaşamıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü yalnızca üç gündür ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin ölmediği bir yere gitmeliyim. " Papatya bu duruma çok üzüldü ama yapacak bir şey yoktu. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir çabayla papatyaya "Seni seviyorum"diyebildi ancak.

    Papatya donakaldı. Yalnızca "Ben de..." diyebildi kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğuldu. İçinden" Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim " diye geçirdi. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamadı. Bir süre sonra yaprakları önce soldu, sonra da dökülmeye başladı. Her düşen yaprakta papatya, içinden "Seviyormuş" diye geçirdi.

    İşte o günden bu yana, bunu bilen âşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sordu.

    "Seviyor mu, sevmiyor mu?" diye...

     
     
    HANİ KARDELEN GÖĞE AŞIK OLUR DA KARLAR ARASINDAN BAŞINI KALDIRIR YA;YÜREĞİM DER Kİ SANA:

    "YÜREĞİNDE KARDELEN KADAR CESARET YOKSA SAKIN AŞIK OLMA..."
    April 12

    ÖZLEMLER GÜNBATIMINDA BAŞLAR

    Günbatımında başlar özlemler. El ayak çekilmeye başlayınca bu yalancı kentten, kalırsın baş başa bir sen, bir yalnızlığın, birde özlemlerin… Ellerin üşümeye başlar yoksa sevgilin yanında… En büyük özlem de onadır ya Kendini hep yarım hep eksik hissedersin. Duvarlar üstüne gelir Onun yokluğunda. Yaktığın sigara bile senin gibidir biraz acı biraz kederli yanar.

    Sonra bir şarkı tutturursun yada geliverir aklına. Söylersin ama O duymaz, istersin gelmez. Özlersin onu. Sonra bir bakmışsın iki damla yaş akmış yanaklarından ona doğru. Süzülürken yaşlar yanağından dudaklarına, öper de yollarsın o yaşları Ona. Özlemişsindir.

    Sonra ardından bir sigara daha yakarsın sonra bir tane daha bir tane daha... Baktın olmuyor, bulamıyorsun bir çare atarsın kendini yatağa uyuyup kurtulmak için bu özlem acısından… Önceleri acı zannedersin ama, sonra anlarsın ki o senin sevginin ateşi, sevginde onun oksijeni. Ama bilemezsin ki her şey daha ağır daha acı olacaktır şimdi.

    Kapatırsın ışığı girersin yatağa… Bir de bakmışsın bedenin yalnız, bedenin buz gibi. Ararsın beklersin bir dokunuş, bir sarılış… Uyurken duymak istersin o sıcak nefesin verdiği huzuru ama, sende bilirsin ki sağın karanlık solun karanlık. Hani alışmıştır kulakların duymak ister iyi geceler sözünü, küçücük masum bir öpücük istersin… Yalnızsın ne duyarsın ne hissedersin.

    Bir serseri mayınsındır artık… İçin özlem yüklü yüreğinde bir derin yara beklersin uykuyu bir sağa bir sola dönüp. Dedim ya yalnızsın ne uykun gelir ne sızısı diner gönlünün. Uyumak için kapatırsın gözlerini gözünün önüne mutlu anlar gelir, gülümser sana. O tebessüm ettikçe senin yüzün asılır. Sonra haykırmak istersin içinden ama, olmaz. Sonra bir küfür sallarsın yalnızlığına bir isyan edersin özlemine. Kızıp durursun sonra uyuya kalırsın… Sabah kalktığında geceden kalma hüznün hala damarlarında dolaştığını hissedersin… Sonra iş güç derken uzaklaşıverir damarlarında dolaşan bu serseri hüzün… Rahatlarsın.


    Ama unutmuşsundur ki, gün batımında başlar özlemler...

    BEKLENTİSZ SEVMEK


    Hiç beklentisiz sevdiniz mi?Yani bugün telefon etmedi demeden, şu an nerede acaba diye kendi kendinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti içine girmeden...sevdiniz mi hiç? Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip , onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi? Yanında ki kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip, ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,- bitecekse biter , bunu ben değiştiremem , beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi -diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçe bildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda Onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz? Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden.. Ve beklemeden gelen bir 'seni seviyorum 'mesajının tadına varabildiniz mi hiç? Siz istediğiniz için değil,O istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar? Ve beklentisiz sevmemin tadına bakabildiniz mi hiç? Bugün beni hatırlamadı yerine..-hiç beklemiyordum , senin geleceğini -diyebilmek ne güzeldir oysa.. Onu boğmadan, kendinizi boğmadan , sevebilmek ne güzeldir.. Sahiplenme duygusundan uzak, sevmemim ,sevilmemim tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendimizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu? Beklentisiz sevin..Ben beklentisiz seviyorum.. Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize hiç beklenmedik bir 'seni özledim 'mesajı ile aşkı yakalayın.. Beklentisiz sevin.. Ben beklentisiz seviyorum.. O sizin sevgiliniz oldu için değil.. Ona tapulu malınız gibi. Çantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden. .Onu sevdiğiniz,onun da sizi sevdiği için ,sevin.. Sevgi ye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından.. Göreceksiniz ki O zaman aşk başka bir güzel.. Göreceksiniz ki , O zaman sevgili daha bir romantik.. Göreceksiniz ki O zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, Yıllanmış şarap gibi, Beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını. Ben beklentisiz seviyorum..Onun nerede olduğunu merak etmiyorum.. Beni bugün neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlar da.. Geleceğe dair hayallerimde yok zaten.. Ben sevgiyi yaşıyorum.. Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli ,o kadar kıymetli ki.. Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları.. Beklentisiz seviyoruz.. Sevdiğimiz için seviyoruz.. Hayalsiz,,geleceksiz,beklentisiz.. Anlık seviyoruz..
    Deneyin..
    Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün..
    Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız..
    _________________

    “Her Ayrılığa Veda Gerekmez. Bazen Vedalar İncitir Aşkı. Aşkların Gecesi Hüzünlü Olur!!!”

    İNSANIN EŞİ OLMALI

    İnsanın eşi olmalı, bakarken yüreğinin kabardığı, gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı…aşık olduğu bir eşi olmalı!


    Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını. Uyuyan eşine şefkatle bakıp, usulca dokunmalı yüzüne, varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla. Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü…kramplar girmeli midesine, onsuzluk aklına geldikçe!


    Rüzgar onun kokusunu getirmeli, yağmur onun sesini. Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için. Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği. Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi. Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi. Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli. Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.


    Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini, tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu…vs. Güven duymalı, herşeyiyle. Başını göğsüne koyup, huzurla uyuyabilmeli, tüm düşüncelerinden arınmış olarak. Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı…Şımarabilmeli yanında. Kıskanılmalı zaman zaman da…


    Bir eşi olmalı insanın!!!

    Sabah yolcularken işine, içi acımalı, daha yollarken özlemeye başlamalı. Seni şimdiden özledim!!!


    Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. Gözleri yollarda kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı…aşkla karşılamalı, hasretle sarılmalı boynuna, özlemle koklayıp, öpmeli, yıllarca uzak kalmışcasına! Her günü bir başka güzel olmalı yaşamın, bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında. Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı, daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli. Mutluluk saçmalı etrafına.


    Bir eşi olmalı insanın, cennetten köşe almışcasına sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı…Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı!!!

    SENİ YAŞAMAK (ŞİİR)

    Seni her özlediğimde sevgilim,
    Gökyüzüne bakıyorum;
    Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
    Seni her özlediğimde bir tanem,
    Denizlere bakıyorum.
    Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
    Seni her özlediğimde bir tanem,
    Kuşlara bakıyorum.
    O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
    Ve aşkım, seni her özlediğimde,
    Adında isyan ediyorum.
    Seni özlemek istemiyorum ben,
    Ben seni yaşamak istiyorum,
    Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
    Ve seni sende görmek sadece


    GÖZLERİN

    Gözlerin, yağmur gözlerin... Katil, dikenli tel, karabasan gözlerin... Ürkek, ağlamaklı ve kaçak gözlerin... Bana yasak gözlerin... Büyülü, korkunç giz dolu gözlerin... Buğulu gözlerin; düşgücüm, özgürlüğüm... Gözlerin ölümüm ve gözlerin için adam öldürürüm!!! Gözlerin olmasa her gece üşürüm... Toprak mı renk verdi gözlerine yoksa yosun mu diye sormak çok anlamsız. Çünkü toprak da yosun da hırsız...



    Ben yine gözlerin diye başlayacağım... Zaten yaşamıma gözlerin diyerek başladım!!! Sevincim, üzüntüm, korkum, karabasanım, kolum, bacağım sakat; gözlerini düşlemezsem... Düşlerim için kızma bana! Çaresizim... Gözlerin ezberimde... Yıllardır varlığını bilmeden bakışını ve teninin kokusunu hissettim ve itiraf ediyorum sen bilmeden seninle seviştim... Seninle seviştim diyorum... Haklısın okuma bunları... Kaldır at, tükür üzerine, beni lanetle; ama yüreğimi ne yapacaksın? Sende o gözler durdukça; çaresiz benim olacaksın! İstemiyorsan kendi gözlerini oyacaksın! Ama... Yapma... Gözlerin; düşlerimle kardeş, düşlerim sadık, ama gözlerin; kalleş gözlerin, şiirlere yeterli gözlerin, binlerce sayfa dolusu şiir etmeli...



    Umursama beni ve söylediklerimi! Ben böyleyim... Olur olmadık şeyleri düşler, olur olmadık düşlerimi işlerim kağıtlara... Ama en olmadık düşler birgün gerçek olur. Zaten düşler de gerçekleşmeleri için kurulur. Bu yüzden çok düşleyenlerden korkulur... Benden hep korkarlar... Benden değil düşlerimden... Aslında sen de kork! Hayır, korkma! Korkmamalısın... Çünkü sen benim en narin, en kırılgan, en özendiğim tarafımsın... Sen benim yaratıcılığım, can damarımsın. Nasıl keserim can damarımı? Zaten sen benim acılardan çalabildiğim tek mutluluğumsun!!! Evet, öylesin... Ama benim olmalısın... Benim ol! Yoksa kaçacağım bu kentten, kurtulacağım bu insanlardan... Sana yalvarıyorum!.. Yalvarmıyorum!.. Sen bilmezsin eksikliği, yarımlığı, karanlıkta kalmayı... Sen bilir misin başka tenlerde tek bir teni aramayı?



    Sen bilir misin? Bilmezsin; boğazında değil, yüreğinde koca bir düğümle ağlamayı... Sustum... Konuşmuyorum... Sessizlik güzel, sessizlik acı dolu... Sensizliği sessizliğe fısıldasam olur mu? Kimseye duyurmadan anlatsam, benden başkası bilmese sana hissettiklerimi... Beni değil, gölgemi değil, düşlerimi sev bari... Tamam özleme beni, isteme, hissetme... Korkma ben hep yanındayım, ama ben senin değilim... Olamam zaten... Hak etmiyorum... Senin için ne yaptım ki, hayalini kurmaktan başka? Unutma ki en zorudur hayal kurmak... İnan en zorudur yokluğunda seni yaratmak, seninle olmak, dokunmak, teninin kokusunu duymak, sevişmek... Tamam... Sustum... Bak yine hayalini kurdum...



    “Seni istemiyorum” dedin; sustum... “üzgünüm” dedin, sustum... “Konuşsana” dedin, sustum... Sustun... Sustum, bak yine gözlerini okudum... Sus derken beni istiyorlar, konuşma derken sensiz olamam diyorlar...



    Ben senin özgürlüğünüm... Ben senin küskünlüğünüm... Yapamadıklarınım... Korkma!!! Haykır, ağla!!! Yok, ama ağlama! Senin ağlamana dayanamam ve beni sevmemeni anlayamam... Koca bir yaşamı sana adayamam... Adarım... Evet, işte sana emanet uyduruk yaşamım... İstemez misin? İstemek zorundasın ve sen beni anlamalısın, anlamak zorundasın! Bunun için varsın... Gözlerin bana bakmak için var... Affet beni hayallerim...



    Sabaha kadar uzar gözlerin diye... Bitireceğim yine ve ak kanatlı bir kuşun kanat çırpışı gibi ahenkli ve gündoğumu kadar ıssız ve bir papatyadan kırılgan ve yoğun bulutlar kadar ağlamaklı ve tanrı kadar tapılası ve damardaki kandan sıcak ve bir yaz esintisi kadar huzur verici ve en sevilen anılara eşdeğer ve yıllarca mahzende bekletilmiş şarap gibi özel ve en derinlerde bulunmayı bekleyen deniz kabuklarından değerli ve bir ölü kadar sessiz ve deniz kokusu kadar eşsiz ve bir o kadar da bensiz gözlerini hayalleyeceğim ben... Senin gözlerini hayallerken kendimi öldüreceğim...